Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

31 Ocak 1884 Bir Doğumdan Bir Devlete, Bir Fikirden Kardeşliğe Uzanan Tarih

Bazı insanlar vardır; doğdukları gün sıradan görünür, fakat doğdukları fikir

Bazı insanlar vardır; doğdukları gün sıradan görünür, fakat doğdukları fikir sıradan değildir. 31 Ocak 1884, Azerbaycan ve Türk dünyası için işte böyle bir tarihtir. Bu gün, yalnızca büyük bir fikir adamının doğum günü değil; bir milletin bağımsızlık bilincinin ilk kez derinlik kazandığı, istiklal düşüncesinin ete kemiğe bürünmeye başladığı bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu tarih, Mehmet Emin Resulzade’nin doğduğu gündür.

Resulzade’yi anlamak, Azerbaycan’ın modern tarihini anlamaktır. Onu anlamak, yalnızca bir şahsiyeti değil; bir milletin kendini yeniden tanımlama iradesini kavramaktır. Zira Resulzade, bir siyasi figür olmanın ötesinde, Azerbaycan’ın bağımsızlık fikrini sistemleştiren, bu fikri halkın ortak bilincine dönüştüren ve onu devlet aklına taşıyan öncü bir düşünürdür.

Esaret Altında Doğan Bir Özgürlük Fikri
19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başları, Kafkasya coğrafyası için çalkantılarla dolu bir dönemdi. Çarlık Rusyası’nın ağır baskısı altında yaşayan Azerbaycan halkı, siyasi haklardan yoksun, kültürel olarak kuşatılmış ve ekonomik olarak sınırlandırılmış bir hayat sürüyordu. İşte Mehmet Emin Resulzade, bu kuşatmanın tam ortasında yetişti.

Onun farkı, özgürlük fikrini romantik bir hayal olarak değil, somut ve uygulanabilir bir siyasi hedef olarak ele almasıydı. Resulzade, kalemiyle, gazeteleriyle, yazılarıyla ve örgütlenme faaliyetleriyle Azerbaycan halkına şunu anlattı:

“Bağımsızlık bir lütuf değil, haktır.”

Bu cümle, sadece bir düşünce değil; bir milletin kaderini değiştirecek bir iddiaydı. Resulzade’ye göre özgürlük, beklenen bir bağış değil, alınması gereken bir sorumluluktu.

Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti: Bir Medeniyet İddiası

1918 yılında kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti (ADC), sıradan bir devlet teşebbüsü değildi. Bu cumhuriyet, Doğu dünyasının “geri kalmışlık” algısına karşı güçlü bir medeniyet itirazıydı. Müslüman coğrafyada kurulan ilk demokratik ve parlamenter cumhuriyet olan ADC, döneminin çok ötesinde bir vizyon ortaya koydu.

Parlamenter sistem, hukuk devleti anlayışı, çok partili siyasi hayat, basın özgürlüğü ve kadınlara seçme–seçilme hakkı tanınması; hepsi bilinçli ve cesur tercihlerdi. Resulzade ve yol arkadaşları açıkça şunu söylüyordu:

“Biz sadece bağımsız olmayacağız; adil, çağdaş ve onurlu bir devlet olacağız.”

Bu yönüyle Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, yalnızca Azerbaycan için değil, tüm Türk–İslam coğrafyası için yol gösterici bir örnek oldu.

Yıkılan Devlet, Yaşayan Fikir

Ne yazık ki bu büyük ideal uzun ömürlü olamadı. 1920 yılında Sovyet Rusya’nın askeri müdahalesiyle Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti yıkıldı. Devlet dağıldı, yöneticiler sürgüne gönderildi, Resulzade’nin eserleri yasaklandı, adı unutturulmak istendi.

Ancak tarih bir gerçeği defalarca göstermiştir:
Devletler zorla yıkılabilir, ama fikirler zorla öldürülemez.

Sovyet dönemi boyunca Azerbaycan halkı, bağımsızlık fikrini hafızasında diri tuttu. Bu fikir; evlerde, şiirlerde, şarkılarda ve sessiz dualarda yaşamaya devam etti. Ve nihayet 1991 yılında Azerbaycan yeniden bağımsızlığını ilan ettiğinde, bu bir “ilk” değil; yarım kalan bir devletin yeniden ayağa kalkışıydı.

Türkiye ile Azerbaycan: Kader Ortaklığından Devlet Ortaklığına

Azerbaycan ile Türkiye arasındaki bağ, sıradan bir diplomatik ilişki değildir. Bu bağ, aynı kökten gelen, aynı dili konuşan, aynı acıyı paylaşan iki milletin tarihsel kardeşliğidir.

1918’de Bakü’nün kurtuluşu için Anadolu’dan yola çıkan Kafkas İslam Ordusu, bu kardeşliğin tarihe kazınmış en somut örneklerinden biridir. O askerler sadece silahlarıyla değil, “yalnız değilsiniz” mesajıyla Bakü’ye girmiştir.

Resulzade, Türkiye’yi her zaman Azerbaycan’ın doğal müttefiki olarak görmüş; Türkiye de Azerbaycan’ın bağımsızlığını kendi güvenliği ve onuru meselesi kabul etmiştir.

Aliyev – Erdoğan Dönemi: Tarihin Devlet Aklına Dönüşmesi

Bugün Azerbaycan–Türkiye kardeşliği, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde tarihinin en güçlü dönemlerinden birini yaşamaktadır. Bu dönem, duygusal bağların stratejik iş birlikleriyle kurumsallaştığı bir dönemdir.

Enerji projeleri, savunma sanayii alanındaki ortaklıklar, bölgesel krizlerde sergilenen ortak refleks ve özellikle Karabağ meselesinde Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği açık ve kararlı destek, bu kardeşliğin sadece sözde değil, fiiliyatta da var olduğunu tüm dünyaya göstermiştir.

Karabağ Zaferi, yalnızca askeri bir başarı değil; tarihin, sabrın ve kardeşliğin ortak zaferidir. Bu zafer, Resulzade’nin hayal ettiği bağımsız ve güçlü Azerbaycan vizyonunun bugünkü karşılığıdır.

31 Ocak 1884: Bugüne Düşen Gölge

Bugün 31 Ocak 1884’e baktığımızda, sadece geçmişi değil, bugünü ve geleceği de görürüz. Resulzade’nin mirası, yalnızca tarih kitaplarında kalan bir hatıra değildir. O miras, bugün Aliyev–Erdoğan hattında devlet aklına dönüşmüş, bölgesel dengeleri etkileyen güçlü bir irade hâlini almıştır.

Son Söz: Sonsuzluğa Yazılan Bir İstiklal

31 Ocak 1884, bir doğum tarihinden çok daha fazlasıdır. Bu tarih, fikrin bedenden bağımsız olduğunu gösteren güçlü bir semboldür. İnsanlar gider, fikirler kalır. Devletler yıkılır, ama zamanı geldiğinde yeniden kurulur.

Bir kere yükselen bayrak,
kardeşlikle güçlenirse
artık sonsuza kadar dalgalanır.

Yaşa, yaşa çok yaşa ey şanlı Azerbaycan.
Bu sadece bir temenni değil, tarihin verdiği bir sözdür.

Halil Gökmen Atılan
TV90 Medya
Genel Yayın Yönetmeni ve İmtiyaz Sahibi

Reklamı Geç