Suriye sahasında son günlerde dolaşıma sokulan “mutabakat” masalı, bir barış arayışının değil; siyasi ve askeri olarak tükenmiş bir terör yapısının zaman kazanma çabasının ürünüdür. Ronahi TV üzerinden yayılan çelişkili açıklamalar, ortada bir uzlaşı olduğunu değil, örgüt içindeki dağılmanın artık gizlenemez hâle geldiğini göstermektedir. Bir yanda devlet refleksiyle adım adım egemenliğini tahkim eden Şam yönetimi, diğer yanda ise gerçekle bağını koparmış bir propaganda dili… Bu tablo bir çözüm süreci değil, çöken bir yapının son perde oyunudur.
SDF kanadından dillendirilen “ordu girmeyecek, kurumlar korunacak” söylemleri, sahaya değil; yalnızca korkuya hitap etmektedir. Bu ifadeler, silahlı kadrolardaki çözülmeyi durdurmak ve tabanı elde tutmak için üretilmiş psikolojik telkinlerden ibarettir. Yıllarca dış istihbarat servislerinin, askeri danışmanların ve lojistik hatların desteğiyle ayakta duran bir yapının, egemen bir devletin hukuk ve güvenlik düzeni içinde hiçbir bedel ödemeden varlığını sürdüreceği iddiası, artık propaganda bile değildir; açık bir inkâr hâlidir.
Gerçek nettir: Bayrağın indiği yerde egemenlik iddiası sona erer. Sınır kapılarının, havalimanlarının ve stratejik noktaların devredildiği bir denklemde “özerklik” söylemi sadece aldatıcı bir slogandır. Haritalar masa başında çizilebilir; ancak sahada karşılığı olmayan hiçbir çizgi kalıcı değildir. Suriye sahasında yaşanan tam olarak budur: Hayalin gerçekle teması ve kaçınılmaz çöküş.
Bu sürecin en çarpıcı itirafı ise “Fransa Cumhurbaşkanı kefil oldu” cümlesidir. Bu ifade, bir güven göstergesi değil; tam aksine, çaresizliğin dışa vurumudur. Tarih, emperyal aktörlerin himayesine güvenerek siyaset yapan yapıların nasıl tasfiye edildiğinin örnekleriyle doludur. Dün kullanılanlar, bugün terk edilir; dün sahaya sürülenler, yarın diplomatik dipnota dönüşür. Kuzey Suriye’de oynanan bu oyun, terörü meşrulaştırmayacak; örgütün iç çelişkilerini derinleştirerek çözülmeyi hızlandıracaktır.
Kamışlı Havalimanı’nın, Rmeilan ve Suwaidiya petrol sahalarının devri ise sözde özerklik anlatısının ekonomik ve stratejik olarak da iflas ettiğinin belgesidir. Egemenlik iddiası, silah kadar kaynak kontrolüyle de mümkündür. On gün içinde bu kaynakları teslim etmeyi kabul eden bir yapının, halka “hiçbir şey değişmedi” demesi artık propaganda değil, açık bir aldatmadır. Bu tablo, SDG’nin yalnızca askeri değil; idari, mali ve siyasi olarak da çöktüğünü ilan etmektedir.
Şam yönetimi, bu süreci aceleye getirmeden, bilinçli ve kararlı bir stratejiyle yönetmiş; örgütü fiilen ikiye ayırmıştır: Devlete eklemlenmeyi kabul edenler ve maceracılıkta ısrar edenler. Pazartesi günü göreve başlayacak yeni güvenlik yapılanması ve Savunma Bakanlığı’na bağlı birliklere yapılacak bireysel katılımlar, örgütsel yapının bilinçli biçimde dağıtıldığının en somut göstergesidir. Bu artık müzakere değil; devlet aklıyla yürütülen bir tasfiye sürecidir.
Ve artık ideolojik sis perdesini aralamak gerekir: SDF/YPG adı altında pazarlanan yapı, ne yerel bir temsil ne de meşru bir siyasi aktördür. Bu yapı, bölgeyi parçalamaya yönelik küresel projelerin taşeron aparatıdır. Bugün yaşanan panik, bu aparatın görev süresinin dolduğunu anlamasından kaynaklanmaktadır. Ateşkes söylemleri, uzlaşı çağrıları ve “hiçbir şey değişmeyecek” telkinleri, sadece kaçınılmaz sonu erteleme çabasıdır.
Son söz nettir: Sahte vaatlerle halkını oyalayanlar, ne dış hamilerin ne de medya illüzyonlarının arkasına saklanabilir. Sahada konuşan tek gerçek vardır: devlet, egemenlik ve güç. Ve o gerçek, bu yapının artık tarih sahnesinden silinmekte olduğunu açıkça ilan etmektedir
YORUMLAR