Küresel Bir Dosya, Ulusal Sorular: Epstein Gölgesinde Uluslararası Sessizlik ve Türkiye’nin Konumu
Bazı dosyalar vardır; hukuken kapanmış gibi görünse de kamu vicdanında hiçbir zaman kapanmaz. Jeffrey Epstein dosyası, tam olarak bu türden bir dosyadır. Yıllar önce bireysel bir suç soruşturması olarak başlayan süreç, bugün geldiği noktada küresel ölçekte güç ilişkilerini, kurumsal sessizlikleri ve sistemsel kör noktaları tartışmaya açan bir sembole dönüşmüştür.
Son günlerde bu dosyanın yeniden gündeme gelmesi tesadüf değildir. Ortaya çıkan yeni belgelerden çok, geçmişte ortaya çıkmış ama yeterince tartışılmamış detayların yeniden hatırlanması söz konusudur. Toplumların hafızası bazen geç çalışır; bazı sorular zamanla olgunlaşır.
Bu yazı, kimseyi suçlamak ya da itham etmek için değil; bu dosyanın nereden çıktığını, nasıl bu kadar büyüdüğünü, neden birçok ülkenin adının anıldığını ve Türkiye’nin neden zaman zaman bu küresel sorgulamanın parçası hâline geldiğini sakin ve dengeli bir çerçevede ele almak için kaleme alınmıştır.
Bir İsimden Bir Sisteme
Jeffrey Epstein ismi ilk gündeme geldiğinde, kamuoyuna yansıyan tablo ahlaki bir çöküş hikâyesiydi. Ancak dava dosyaları derinleştikçe, Epstein’in yalnızca bireysel suçlar işleyen biri olmadığı; aynı zamanda uluslararası temasları olan, finansal ve sosyal ağlara erişimi bulunan bir figür olduğu görüldü.
Uçuş kayıtları, seyahat rotaları, konaklama organizasyonları ve çeşitli yazışmalar; dosyanın tek bir ülkeye, tek bir kuruma ya da tek bir çevreye indirgenemeyeceğini gösterdi. Bu noktadan sonra Epstein dosyası, bireysel suçtan çok sistemsel bir sorgulama hâlini aldı.
Temel soru şuydu:
Bu kadar uzun süre, bu kadar çok coğrafyada, bu kadar rahat hareket edebilmek nasıl mümkün oldu?
Neden Birçok Ülke Aynı Dosyada Anılıyor?
Epstein dosyasında adı geçen ülkeler, doğrudan suç isnadıyla değil; temaslar, lojistik süreçler, bağış ilişkileri ve seyahat ağları üzerinden gündeme gelmektedir. Bu nedenle dosyada geçen ülke isimleri, hukuki suçlama anlamı taşımaz; ancak kamusal sorgu alanı oluşturur.
Uluslararası hukuk ve diplomasi açısından bu tür dosyalar, devletlerin reflekslerini de ortaya koyar. Bazı ülkeler hızlıca inceleme başlatır, bazıları sessiz kalmayı tercih eder, bazıları ise süreci zamanla unutturmayı bekler.
Ancak küresel ölçekte çocuk istismarı iddialarının yer aldığı bir dosyada, sessizlik çoğu zaman tarafsızlık olarak algılanmaz.
Türkiye’nin Adı Neden Bu Tartışmalarda Geçiyor?
Türkiye ile ilgili tartışmalar, bugüne kadar kamuoyuna yansıyan bilgiler ışığında; doğrudan suçlama üzerinden değil, “sorular” üzerinden şekillenmiştir. Mahkeme dosyalarında ve bazı tanık beyanlarında geçen atıflar; seyahat, konaklama, organizasyon ve eğitim-bağış ilişkileri etrafında yoğunlaşmaktadır.
Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır:
Bir ülkenin adının dosyada geçmesi, o ülkenin suçlandığı anlamına gelmez. Ancak bu, o ülkenin açıklama yapma ihtiyacının doğduğu anlamına gelir.
Türkiye özelinde bugüne kadar kanıtlanmış, resmîleşmiş bir suç ortaklığı ortaya konmuş değildir. Ancak bu durum, hiçbir temasın ya da ilişkinin sorgulanamayacağı anlamına da gelmez.
“Hatırlamıyorum” Kültürü ve Kurumsal Sessizlik
Mahkeme tutanaklarında sıkça karşılaşılan “hatırlamıyorum” ve “bilgim yok” ifadeleri hukuken meşrudur. Ancak bu ifadelerin toplu hâlde ve sistematik biçimde kullanılması, kamuoyunda doğal olarak soru işaretleri doğurur.
Bu soru işaretleri, suç isnadı değil; şeffaflık talebidir.
Çünkü bu dosya, bireylerden çok sistemleri ilgilendirmektedir.
Eğitim, Bağış ve Meşruiyet Alanı
Dosyanın en hassas başlıklarından biri, eğitim kurumları ve bağış ilişkileridir. Dünya genelinde tartışmalı isimlerin; akademik kurumlar ve vakıflar üzerinden meşruiyet alanı oluşturmaya çalıştığı bilinen bir gerçektir.
Bağış almak başlı başına bir suç değildir. Ancak bağışın kaynağı, amacı ve ilişkiler ağı her zaman sorgulanabilir olmalıdır. Eğitim kurumları, toplumun ahlaki referans noktalarıdır ve bu nedenle daha yüksek bir şeffaflık standardına tabi olmalıdır.
Bu ilke yalnızca Türkiye için değil, tüm ülkeler için geçerlidir.
Devletin ve Meclisin Sorumluluğu
Bu tür dosyalarda devletlerin temel sorumluluğu; savunma yapmak değil, şüpheyi yönetmektir. Soruların varlığını inkâr etmek yerine, bu sorulara kurumsal mekanizmalarla cevap üretmek güven tesis eder.
Türkiye açısından da mesele tam olarak budur.
Açık, net ve sakin açıklamalar; spekülasyonların önünü kesecek en güçlü adımdır.
Sonuç: Sessizlik Güç Değildir
Bu yazı bir iddianame değildir.
Ama bir hatırlatmadır.
Çocukların adının geçtiği dosyalarda zaman kazanmak, çoğu zaman adaleti geciktirir. Şeffaflık ise devletler için bir zayıflık değil, güç göstergesidir.
Epstein dosyası kapanmamaktadır; çünkü cevaplardan çok sorular üretmiştir.
Ve bazı sorular, sorulmadıkça büyür.
Halil Gökmen Atılan
TV90 Medya A.Ş.
Genel Yayın Yönetmeni ve İmtiyaz Sahibi
YORUMLAR