Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Afra ŞENOL
Afra ŞENOL

The Man with a Movie Camera – Gözün İhtilali

The Man with a Movie Camera – Gözün İhtilali

Farkında mısınız, gözümüzün önünde duran dünyayı ne kadar tanıyoruz? Yaşadığımız şehri, her sabah bindiğimiz o vagonları, caddelerdeki kaotik ama kendi içinde saat gibi işleyen nizamı gerçekten idrak edebiliyor muyuz? Çoğumuz için hayat, hikâyenin içinde bir sonraki sayfayı çevirme telaşından ibaret.

Oysa Dziga Vertov, yaklaşık bir asır evvel The Man with a Movie Camera ile önümüze öyle bir hakikat koydu ki, bugün hâlâ o aynada kendimize bakıp, neyi kaçırıyorum? diye sormamız tesadüf değil. Genel olarak baktığımızda izleyici alışkanlığımız biraz tembelcedir; Sinemayı yıllarca tiyatronun perdedeki gölgesi, romanın resimli hali sanmamızın sebebi de bu tembelliğimiz. İzlediğimiz belgesel ve filmlerde çoğumuz bir hikâye peşinde…

Bize bir hikâye anlatılsın, bir karaktere aşık olalım, kötü adamdan nefret edelim ve finalde o katarsis duygusuyla evimize dönelim istiyoruz. Vertov tam burada masaya yumruğunu vuruyor. Onun derdi size masal anlatmak değil, size görmeyi öğretmek.

Elinde omuza atılan o hantal kutuyla sokağa fırladığında, aslında sinemanın o dönemki tüm kurallarını ve bizim konfor alanımızı yerle bir ediyordu. Filmde ne bir senaryo var ne de ağlak bir diyalog. Çünkü Vertov’a göre karakter sınırlayıcıdır.

Siz bir insanın trajedisine odaklandığınızda, o esnada şehrin öbür ucunda dönen devasa çarkları, bir işçinin alnındaki terin estetiğini ya da uyanan tabiatın o sessiz senfonisini ıskalarsınız. Adam bu bencilliği reddediyor. Kamerayı bir ‘ Kino-Eye ‘ olarak konumlandırıyor.

İzlerken fark edeceksiniz; bugün Instagram’da ya da TikTok’ta bayılarak izlediğiniz o aesthetic hızlı kurguların, havalı şehir sekanslarının atası tam olarak bu film. Ancak arada bir fark var. Biz bugün her şeyi izliyoruz ama hiçbir şeyi görmüyoruz. Başparmağımız ekranda sonsuz bir hızla kayarken, görüntüler zihnimizde iz bırakmadan uçup gidiyor.

Vertov’un 1929’da kurduğu montaj, izleyiciyi manipüle etmek için değil, hayatın kendi içindeki müziği duyurmak içindi. Tramvay rayındaki titreşimde ya da bir çocuğun gülüşündeki anlık senkronda aslında koca bir evren var.

Kameralı Adam sinemanın en saf, en dürüst hali. Eğer beklentin akşam yemeğinin yanında seni uyutacak bir masalsa, uzak dur. Ama ben bu dünyanın nasıl bir ritimle döndüğünü, gözümün neleri ıskaladığını anlamak istiyorum diyorsan, o vizöre kafanı yasla. Çünkü bu adam sana, içinde yaşadığın ama hiç fark etmediğin hayatı gösteriyor. Biraz rahatsız olmaya, gözünün pasını sildirmeye niyetin varsa, filme bir bak derim.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Reklamı Geç