BİR ÜLKE NASIL YÖNETİLİR, BİR SİYASET NEDEN DAĞILIR?
Türkiye bugün yalnızca bir iktidar–muhalefet karşıtlığına değil, aynı anda iki farklı yönetim anlayışına, iki ayrı siyaset diline ve iki zıt gelecek tasavvuruna tanıklık etmektedir. Bu iki tablo yan yana konulduğunda tartışma artık ideolojik sloganlar ya da söylem farklılıkları olmaktan çıkmakta; doğrudan yönetme kapasitesi, liderlik gücü ve devlet aklı meselesine dönüşmektedir.
Bir tarafta; kriz anında karar alabilen, afet karşısında dağılmayan, eleştirilere rağmen yolundan sapmayan, aldığı kararın arkasında duran bir liderlik anlayışı vardır. Diğer tarafta ise kendi içinde çözülmüş, istifalarla anılan, belediyelerinde hizmetten çok tartışma üreten, ülke yönetimine talip olmasına rağmen daha kendi partisinde düzen kuramayan bir yapı bulunmaktadır.
Bu iki tabloyu görmeden Türkiye siyaseti doğru okunamaz.
SİYASETTE ÇÖZÜLME NASIL BAŞLAR?
Siyasi partiler bir günde dağılmaz. Çözülme; önce kadrolarda başlar, sonra söylemde derinleşir, en sonunda tabana sirayet eder. Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan süreç tam olarak budur. Önce “istisna” denilen istifalar gelmiş, ardından “bireysel” diye geçiştirilen kopuşlar artmış, bugün ise partinin omurgasını oluşturan yerel aktörler birer birer sahneden çekilmeye başlamıştır.
Bu noktada artık “normalleşme” söylemleriyle toplumu ikna etmek mümkün değildir. Çünkü sahada görülen tablo ile kürsüde anlatılan hikâye birbirini tutmamaktadır.
CHP’DEKİ İSTİFALARIN ORTAK PAYDASI
Son dönemde CHP’de yaşanan istifalar artık “olağan” kabul edilemez bir noktaya ulaşmıştır. Milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri… İstifalar zincirleme hâle gelmiştir. Üstelik bu ayrılıkların hiçbiri sessiz değildir; tamamı iddialarla, açıklamalarla ve açık meydan okumalarla gelmektedir.
Son örnek Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’dır. Özarslan, istifasının ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında son derece ağır iddialarda bulunmuş, suç duyurusunda bulunacağını açıklamış ve kamuoyu önünde açık bir rest çekmiştir. Bu noktadan sonra mesele bir belediye başkanının istifası olmaktan çıkmış, doğrudan bir liderlik krizi hâline gelmiştir.
İstifa eden isimlerin siyasi geçmişleri, kişisel tarzları ya da yerel dengeleri farklı olabilir. Ancak gerekçeler incelendiğinde ortak bir payda net biçimde ortaya çıkmaktadır: yönetilemeyen bir parti, yönsüz bir siyaset ve dağınık bir liderlik anlayışı.
Bu durum, sorunun kişilerde değil, merkezî yönetim aklında olduğunu açıkça göstermektedir.
LİDERLİK KRİZLERİ KRİZ ANINDA ORTAYA ÇIKAR
Gerçek liderlik en çok kriz zamanlarında kendini belli eder. Çünkü krizler yönetilmediğinde büyür, inkâr edildiğinde ise patlar. Bugün CHP’de yaşanan süreç, krizlerin çözülemediği değil, görmezden gelindiği bir tabloyu işaret etmektedir.
Bir genel başkan, parti içi eleştirileri kişiselleştirdiği anda liderlik vasfını kaybetmeye başlar. Eleştiriyi düşmanlık, itirazı ihanet olarak gören anlayışlar uzun vadede yalnızlaşır, kadrolarını tüketir ve en sonunda kendi tabanını dahi ikna edemez hâle gelir.
CHP’de yaşanan tam olarak budur.
PARTİYİ YÖNETEMEYENLER, ÜLKEYİ YÖNETMEYE TALİP OLAMAZ
Bir genel başkanın temel görevi; parti içi dengeyi sağlamak, seçilmişleri bir arada tutmak, belediyeleri koordine etmek ve krizleri büyümeden çözmektir. Bugün CHP’de bu unsurların hiçbiri sağlanamamaktadır. İstifa edenler konuşmakta, kalanlar susmakta, yönetim savrulmakta, kamuoyu ise ikna olmamaktadır.
Buradan kaçınılmaz bir sonuç çıkmaktadır:
Bir partiyi yönetemeyenler, bir ülkeyi yönetmeye talip olamaz.
Bu bir siyasi slogan değil, hayatın temel kuralıdır.
BELEDİYELER HİZMET Mİ, GÖSTERİ Mİ?
Türkiye’de belediyecilik bugün iki ayrı anlayış üzerinden ilerlemektedir. Bir anlayış altyapı yapar, şehir planlar, ulaşımı çözer, afete dirençli kentler kurar. Diğer anlayış ise konser düzenler, sahne kurar, görseli bol organizasyonlarla algı üretmeye çalışır.
Bugün CHP’li belediyelerin önemli bir kısmı hizmetleriyle değil, harcama kalemleriyle gündeme gelmektedir. Milyonlarca liralık konserler, şatafatlı etkinlikler, şehir hayatına dokunmayan projeler… Buna karşın aynı şehirlerde sel felaketleri yaşanmakta, altyapı çökmekte, susuzluk kronikleşmekte, trafik içinden çıkılmaz hâle gelmektedir.
Vatandaş artık çok net bir soru sormaktadır:
“Benim vergimle sahne mi kuruluyor, şehir mi yönetiliyor?”
BELEDİYECİLİKTE GERÇEK SINAV GÜNLÜK HAYAT
Siyasetin vatandaşa en doğrudan temas ettiği alan belediyeciliktir. Çünkü vatandaş ideolojiyi değil, yaşadığı hayatı hisseder. Yoluna bakar, suyuna bakar, ulaşımına bakar, güvenliğine bakar.
Bugün birçok CHP’li belediyede:
– Yağmur yağdığında su basan caddeler
– Yaz aylarında kronikleşen susuzluk
– Plansız yapılaşma
– Trafikte kaybolan saatler
gündelik hayatın parçası hâline gelmiştir.
DEPREM DEVLET AKLININ TURNUSOL KÂĞIDI
6 Şubat depremleri, Türkiye’nin karşılaştığı en büyük felaketlerden biridir. Bu felaket yalnızca şehirleri değil, devletlerin yönetme kapasitesini de test etmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye bu sınavdan geçmiştir.
Yıkılan şehirlerin yerine yenileri planlanmış, yüz binlerce konut hızla inşa edilmiş, altyapı baştan sona kurulmuş ve vatandaşlara yeniden hayat sunulmuştur. “Bu kadar kısa sürede olmaz” denilen her şey yapılmıştır.
Çünkü liderlik, eleştiriye rağmen üretmektir.
ERDOĞAN LİDERLİĞİNİN TARİHSEL FARKI
Recep Tayyip Erdoğan’dan önce Türkiye IMF kapılarında borç dilenen, dış politikada edilgen, büyük projeleri hayal bile edemeyen bir ülkeydi. Bugün ise IMF borçlarını kapatmış, savunma sanayiinde kendi ürünlerini üreten, Birleşmiş Milletler kürsüsünde “Dünya beşten büyüktür” diyebilen bir Türkiye vardır.
Bu dönüşüm tesadüf değildir. Bu, liderliğin sonucudur.
CUMHUR İTTİFAKI VE DEVLET AKLI
Cumhur İttifakı’nın temel farkı nettir: Karar alır, tereddüt etmez ve aldığı kararın arkasında durur. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin bekası söz konusu olduğunda siyasi bedel hesabı yapmaz.
Bu duruş devlete güven verir.
SON SÖZÜ YİNE VATANDAŞ SÖYLÜYOR
Siyasetin nihai hakemi millettir. Millet ise lafla değil, işle ikna olur. Bugün Türkiye’de iki farklı siyaset tarzı karşı karşıyadır: Biri üretmeye, diğeri tüketmeye dayalıdır. Biri sorumluluk almaya, diğeri mazeret üretmeye yaslanmaktadır.
Sandık günü geldiğinde bu fark bir kez daha ortaya çıkacaktır.
Bu mesele bir parti meselesi değil, bir liderlik meselesidir.
Halil Gökmen Atılan
TV90 Medya
Genel Yayın Yönetmeni ve
Yönetim Kurulu Başkanı