Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Laiklik Tartışması mı, Gerilim Stratejisi mi? Ramazan Üzerinden Yeni Bir Fay Hattı Arayışı

  Türkiye’de bazı kavramlar vardır ki, yalnızca hukuki terimler değildir;

 

Türkiye’de bazı kavramlar vardır ki, yalnızca hukuki terimler değildir; aynı zamanda siyasal mobilizasyon araçlarıdır. “Laiklik” bunlardan biridir.

Bugün okullarda düzenlenen Ramazan etkinlikleri üzerinden yeniden dolaşıma sokulan “laiklik elden gidiyor” söylemi, yüzeyde pedagojik bir tartışma gibi görünse de, arka planı çok daha geniş bir siyasal zemine işaret etmektedir.

Bu mesele yalnızca bir etkinlik meselesi değildir.
Bu mesele, Türkiye’de özgürlüklerin nasıl tanımlandığı, din-devlet ilişkisinin nasıl yorumlandığı ve kamusal alanın sınırlarının kim tarafından çizileceği sorusudur.

Kavramlar Üzerinden Siyaset

Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde laiklik kavramı zaman zaman dar ve dışlayıcı biçimde yorumlanmıştır. Üniversitelerde ve kamu kurumlarında uygulanan başörtüsü yasakları, bunun en somut örneklerinden biridir. Laiklik, o dönemde bazı çevreler tarafından kamusal alandan dini görünürlüğü tamamen dışlama aracı olarak değerlendirilmiştir.

Bu yasakların kaldırılmasıyla birlikte Türkiye önemli bir normalleşme sürecine girmiştir. Sayın Recep Tayyip Erdoğan döneminde atılan adımlar, geniş kesimler tarafından bir özgürlük hamlesi olarak görülmüştür. Kamusal alan daha kapsayıcı hale gelmiş, devletin vatandaşla kurduğu mesafe daha dengeli bir zemine taşınmıştır.

Ancak bugün dikkat çeken tablo şudur:
Laiklik kavramı yeniden bir alarm diliyle gündeme taşınmaktadır.

Pedagojik Tartışmadan Siyasal Gerilime

Okullarda Ramazan etkinliği yapılması, eğer kapsayıcı bir çerçevede yürütülüyorsa, esasen değerler eğitimi bağlamında ele alınabilecek bir konudur. Ramazan yalnızca bireysel bir ibadet dönemi değildir; paylaşma, dayanışma, sabır ve merhamet gibi evrensel değerleri içinde barındıran köklü bir kültürel mirastır.

Ancak bu başlık, kısa süre içinde pedagojik bir tartışma olmaktan çıkarılmıştır.

Meclis kürsüsünde yapılan sert açıklamalar, bazı milletvekillerinin kullandığı yüksek perdeli dil, medya ekranlarında artan tansiyon ve sosyal medyada organize edilen çağrılar; konunun bilinçli biçimde siyasal bir gerilim alanına taşındığını göstermektedir.

Bu noktada sormak gerekir:
Bu tartışma gerçekten eğitim politikası üzerine mi yürütülmektedir, yoksa sembolik bir başlık üzerinden toplumsal saflaşma mı hedeflenmektedir?

Gerilim Siyaseti ve Mobilizasyon

Siyaset bilimi literatüründe “gerilim üzerinden mobilizasyon” olarak tanımlanan bir yöntem vardır. Bu yöntemde, toplumsal hassasiyetlerin yüksek olduğu kavramlar öne çıkarılır. Tartışma rasyonel zemininden uzaklaştırılır, sembolik bir mücadele alanına dönüştürülür ve taraflaşma hızlandırılır.

Din, laiklik ve diyanet başlıkları Türkiye’de tarihsel olarak bu niteliğe sahiptir. Bu nedenle belirli dönemlerde bu başlıkların yeniden ısıtılması tesadüf değildir.

“Laiklik elden gidiyor” söylemi, yalnızca bir cümle değildir; aynı zamanda bir psikolojik alarm üretme stratejisidir. Bu alarm dili, sokak refleksi oluşturma potansiyeli taşır.

Ancak Türkiye toplumu artık geçmişteki kadar kırılgan değildir.

Özgürlükler Bir Bütündür

Laiklik; devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasını ifade eder.
Bu eşit mesafe, kültürel değerlerin yok sayılması anlamına gelmez.

İnanç özgürlüğü anayasal bir haktır.
İnançsızlık da anayasal bir haktır.
Kamusal alan, bu iki özgürlüğü dengede tutmak zorundadır.

Bir öğrencinin Ramazan’ın kültürel boyutunu öğrenmesi ne kadar doğal ise, farklı inançtan bir öğrencinin kendini dışlanmış hissetmemesi de o kadar önemlidir. Tartışmanın merkezine konması gereken konu budur.

Ancak bugün yürüyen tartışma, denge arayışından çok pozisyon üretmeye yöneliktir.

Türkiye Artık Eski Türkiye Değil

Türkiye uzun yıllar boyunca kavramlar üzerinden yürütülen ideolojik çatışmaların bedelini ödedi. Bugün gelinen noktada toplum; inancı ile laikliği karşıt kutuplar olarak görmekten büyük ölçüde uzaklaşmıştır.

Bu millet; geleneği ile modernliği, kültürü ile hukuk devletini aynı zeminde taşıyabilecek demokratik olgunluğa sahiptir.

Toplumsal huzur, kavramları çatıştırarak değil; doğru zeminde buluşturarak korunur.

Laiklik bu ülkenin ortak hukuk güvencesidir.
Ramazan ise bu toplumun köklü kültürel değerlerinden biridir.

Bu iki alanı bilinçli biçimde karşı karşıya getirmek, uzun vadede toplumsal barışı güçlendirmez.

Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir ideolojik fay hattı değil; özgürlükleri büyüten, dengeyi koruyan ve ortak zemini genişleten bir siyasal akıldır.

Gerilim üretmek kolaydır.
Sorumluluk almak zordur.

Türkiye’nin birliği ve huzuru; bilinçli şekilde üretilen tartışma başlıklarına teslim olmayacak kadar güçlüdür.

Halil Gökmen Atılan
TV90 Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı

Reklamı Geç