6 Şubat sabahı Türkiye yalnızca yerle bir olan şehirlerine uyanmadı. Aynı zamanda bu ülkenin kimlerin omuzunda durduğunu, kimlerin ise enkazın üstünde siyaset devşirdiğini bütün çıplaklığıyla gördü. O gün bu topraklar, belki de Cumhuriyet tarihinin en büyük sadakat ve en büyük samimiyetsizlik sınavına sahne oldu.
Bir tarafta; ayağındaki çizmeyi günlerce çıkarmadan, bir saatlik uykuyla enkaz başında nöbet tutan bir devlet iradesi vardı. Askeriyle, polisiyle, AFAD’ıyla, Kızılay’ıyla, bakanlarıyla, milletvekilleriyle ve belediyeleriyle sahaya inmiş bir Türkiye… Diğer tarafta ise; stüdyo ışıkları altında ahkâm kesen, acı üzerinden siyasi rant üretmeye çalışan, sosyal medyada algı kasan bir zihniyet.
Hafızaları biraz tazeleyelim. 1999 Gölcük depreminde günlerce ulaşılamayan bölgeleri, çöken iletişim ağlarını, çaresizlik içinde bekleyen bir devleti hatırlıyoruz. Devletin reflekslerinin felç olduğu, koordinasyonun çöktüğü, milletin kaderine terk edildiği o günleri…
6 Şubat ise, Türkiye’nin o utanç tablosunu tarihe gömdüğünün ilanı oldu. Devlet bu kez sahadaydı. Hem de lafla değil, çamurla, enkazla, soğukla, uykusuzlukla.
Bakanların çamurlu çizmeleriyle enkaz başında verdiği mücadele bir “PR çalışması” değil, bu millete olan borcun ödenmesiydi. Sahada kim vardı? Kim yoktu? Bu sorunun cevabı, bütün propaganda sisini dağıtacak kadar net.
Depremin ilk saatlerinden itibaren İslami dernekler, vakıflar, gönüllü kuruluşlar dev aşevleri kurdu, tırlarca yardım gönderdi, koordinasyon merkezleri oluşturdu. Kızılay ve AFAD bütün imkânlarıyla yaraları sarmaya çalıştı. Saha, gerçek kahramanların meydanı oldu.
Peki karşı cephe ne yaptı?
Ne yazık ki çoğu, “sosyal medya belediyeciliği”nden öteye geçemedi. Kamera karşısında poz, ekranda hamaset, sahada ise koca bir boşluk…
Ve bugün tablo ortada.
Bir tarafta:
11 ilde yükselen yeni şehirler.
455 bin konut.
“Asrın felaketi”ni, “asrın inşası”na çeviren bir devlet kapasitesi.
Diğer tarafta:
Ana muhalefetin deprem bilançosu…
160 çöp konteyneri.
2 minibüs.
Evet, yanlış okumadınız. Koca bir ana muhalefetin, ekranlarda “devlet yok” diye bağıranların, hükümeti günlerce “yetersizlikle” suçlayanların ortaya koyabildiği somut tablo bu.
Bir yanda 11 ili sırtlayan bir irade.
Diğer yanda kendi ilçe başkanının evinde yardım malzemesi depolayan, halkın yardımıyla şov yapan, krizi fırsata çevirmeye çalışan bir siyaset tarzı.
Bu, sadece bir yönetim farkı değil. Bu, bir zihniyet farkıdır.
Tarih bu büyük felaketi iki ayrı kalemle yazacak.
Birinci kalem; gecesini gündüzüne katanları, enkaz başında halkıyla kucaklaşanları, “devlet burada” dedirtenleri yazacak.
İkinci kalem ise; millet can derdindeyken stüdyolarda demagoji yapanları, zehirli diliyle ayrışmayı körükleyenleri, koskoca afeti 160 çöp konteynerine sığdıranları not edecek.
Millet feraset sahibidir.
Kimin yanına yardım tırıyla, kimin yanına sadece fitne tırıyla geldiğini unutmaz.
Ve artık soru şudur:
Siz bu büyük imtihanın neresindeydiniz?
Enkazın altında milletle mi, yoksa stüdyolarda siyasi rantın peşinde mi?
YORUMLAR