Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Göktürk KADIOĞLU
Göktürk KADIOĞLU

Sessiz Güç ve Stratejik Akıl: Hakan Fidan’ın Devlet Adamlığı

Türkiye’nin son yirmi yılına damga vuran isimler sayılırken, bazıları gürültüyle gelir, bazıları ise sessizce ama derin izler bırakarak yürür. Hakan Fidan, kuşkusuz ikinci gruba ait. Devletin “sır küpü” olarak anıldığı yıllardan, bugün diplomasinin en kritik masalarında sözü tartılan bir aktöre dönüşmesi, sıradan bir bürokratik yükseliş hikâyesi değildir. Bu, bir devlet aklının; istihbaratın soğuk, sert ve gerçekçi koridorlarından dış politikanın incelikli ama bir o kadar da keskin satranç tahtasına uzanan uzun soluklu bir strateji yürüyüşüdür.

Fidan’ın kariyerine bakıldığında ilk göze çarpan şey, gösterişten uzak ama sonuç odaklı bir çizgiye sahip olmasıdır. O, hiçbir zaman yüksek sesle konuşanlardan olmadı. Gücünü, kelimelerin şatafatından değil, doğru zamanda atılan doğru adımların sessiz etkisinden aldı. Bu yönüyle hem Ankara’da hem de dünya başkentlerinde, hakkında çok konuşulan ama kendisi az konuşan bir figür olarak ayrı bir yerde durdu. Zaten uluslararası itibar dediğimiz şey de çoğu zaman tam burada inşa edilir: Gürültüyle değil, güvenle.

MİT Başkanlığı döneminde teşkilatın geçirdiği dönüşüm, bunun en somut örneklerinden biridir. Türkiye’nin istihbarat yapısı, onun döneminde sadece savunmacı reflekslere sahip bir kurum olmaktan çıkarak, teknolojiye dayalı, sahada etkin, bölgesel ve küresel ölçekte oyun kurabilen bir kapasiteye evrildi. Bu dönüşüm, yalnızca kurumsal bir reform değil, aynı zamanda Türkiye’nin “bölgesel güç” iddiasının sahadaki karşılığının inşasıydı. Bugün birçok başlıkta Türkiye’nin masada değil sahada da söz söyleyebilmesinin arkasında, o yıllarda atılan stratejik temeller vardır.

Şimdi Dışişleri Bakanı olarak yürüttüğü görev ise bu birikimin doğal devamı niteliğinde. Fidan’ın diplomasisi, teorik metinlerin steril dünyasından değil, sahadaki gerçekliğin sert öğretmenliğinden süzülüp geliyor. Bu yüzden onun kullandığı dilde, sadece temenni değil, sadece niyet değil, “yapılabilir olanın” soğukkanlı hesabı var. Stratejik akıl dediğimiz şey de tam olarak budur: Hayali hedeflerle değil, gerçekçi güç projeksiyonlarıyla konuşmak; anlık kazanımlarla değil, uzun vadeli denge hesaplarıyla hareket etmek.

Uluslararası arenada Hakan Fidan’a duyulan ilginin arkasında da bu özellik yatıyor. Az konuşup çok iş yapan, verdiği mesajların arkasını doldurabilen, masada söylediğini sahada da destekleyebilen bir profil… Bugünün karmaşık ve çok kutuplu dünyasında, bu tarz aktörler giderek daha kıymetli hale geliyor. Çünkü artık diplomasi, sadece nezaket cümleleriyle yürümüyor; güç, istihbarat, ekonomi ve güvenlik aynı anda aynı masada konuşuluyor. Fidan’ın farkı, bu çok katmanlı oyunu okuyabilen ve yönetebilen nadir isimlerden biri olması.

Onu klasik bir “bürokrat” tanımının ötesine taşıyan şey ise kriz anlarındaki tutumu. Panikle değil, soğukkanlılıkla; refleksle değil, analizle hareket eden bir karakter çiziyor. Bu yönüyle, sadece mevcut düzeni yöneten değil, gerektiğinde yeni bir düzen kurabilen bir “düzen kurucu” aktör profiline yaklaşıyor. Devletler için asıl kıymetli olan da tam olarak budur: Krizleri sadece atlatan değil, krizlerden sonra daha güçlü bir pozisyon inşa edebilen kadrolar.

Öte yandan, Fidan’ın zaman zaman dile getirdiği küresel sistem eleştirileri ve özellikle Birleşmiş Milletler gibi yapıların reformuna dair vurguları, onu sadece bir uygulayıcı değil, aynı zamanda bir fikir insanı olarak da öne çıkarıyor. “Medeniyetler üstü birlik” çağrısı, bugünün parçalı ve çatışmalı dünyasında romantik bir temenni değil; aksine, sürdürülebilir küresel düzen arayışının zorunlu bir başlığı olarak okunmalı. Bu perspektif, Türkiye’nin dış politikasını sadece günü kurtaran manevralarla değil, daha geniş bir tarihsel ve medeniyet tasavvuru içinde konumlandırma çabasının da işareti.

Siyasette ve devlette güven, en zor kazanılan ama en hızlı kaybedilen sermayedir. Hakan Fidan’ın bugüne kadar inşa ettiği profil ise, bu güveni istikrarlı biçimde büyüten bir çizgiye işaret ediyor. Devlete olan sadakatiyle, akılcı pragmatizmi bir araya getirebilmesi, onu “devlet adamlığı” kavramının içini dolduran nadir örneklerden biri haline getiriyor. Bu, sadece koltukla, unvanla ya da yetkiyle açıklanabilecek bir durum değil; bu, uzun yıllara yayılan bir zihniyet ve duruş meselesi.

Türkiye’nin önümüzdeki yıllarında, bölgesel ve küresel fırtınaların daha da sert eseceği artık sır değil. Böyle bir dönemde, sessiz ama derin düşünen, hızlı ama hesapsız olmayan, cesur ama ölçüsüz davranmayan lider profilleri her zamankinden daha kıymetli. Hakan Fidan’ın bugüne kadar çizdiği tablo, tam da bu ihtiyaca denk düşüyor.

Belki de onu en iyi tanımlayan ifade şudur: Gürültünün değil, sonucun peşinde olan bir devlet aklı. Ve çoğu zaman, tarih dediğimiz şey, en çok da bu sessiz ama stratejik akılların açtığı yollardan ilerler.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Reklamı Geç