Suriye sahasından yine o tanıdık “mutabakat” haberleri sızıyor: SDG ile Şam rejimi arasında tam entegrasyon, ateşkes ve idari birleşme… Kağıt üzerinde her şey ne kadar steril; tugaylar kuruluyor, memurlar resmileşiyor, Haseke ve Kamışlı “devletin” kollarına bırakılıyor. Ancak bu pembe tablonun arkasında 14 yıllık bir yıkımın, bir halkın iliğini kurutan kirli bir düzenin ve Kandil’in bitmek bilmeyen vesayetinin gölgesi duruyor.
14 Yılın Hesabı Nerede?
Bugün Ayn el-Arab’da (Kobani) insanlar açlıktan feryat ederken, sormamız gereken soru basit ama yakıcıdır: Bu halkın toprağından çıkan petrolün milyonlarca doları nerede? Yıllardır bölgenin kaynaklarını kontrol edenler, tünellere, silahlara ve ideolojik aygıtlara lüks harcamalar yaparken; neden bir hastane, bir aşevi, bir fabrika inşa edilmedi? Ortadaki tablo net bir “bilinçli çaresizleştirme” politikasıdır. Kürt halkını açlıkla terbiye edip, kendine mecbur bırakan sözde “kurtarıcılar”, bugün “insani kriz” edebiyatı yaparak zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışıyor. Petrol vardı, para vardı, güç vardı; ama halka düşen sadece sefalet ve propaganda oldu.
Entegrasyon mu, Yoksa Yeni Bir Oyalama Taktiği mi?
Sızan anlaşma metnine göre SDG unsurları Suriye ordusuna kademeli olarak dahil edilecek, özerk yapılar devlet kurumlarına entegre edilecek. Peki, bugüne kadar her ateşkesi bir sonraki saldırı için mola olarak gören, emirleri Kandil’den alan bir yapıdan söz ediyoruz. Terörden beslenen, kaostan varlık devşiren bir örgüt, kendi kendini neden feshetsin?
Şu ana kadar ne Mazlum Abdi’den ne de diğer sözde liderlerden halka yönelik “Biz feshediliyoruz, Suriye devletine dönüyoruz” minvalinde tek bir dürüst açıklama gelmedi. Şam ise sessizce bekliyor. Bu sessizlik, anlaşmanın sağlamlığından değil, belirsizliğin taraflara kazandırdığı zamandan kaynaklanıyor.
Kandil’in İradesiyle Barış Gelmez
Gerçek şudur: Kandil’in vesayeti altındaki hiçbir oluşum, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve halkın huzuruna hizmet edecek bağımsız bir karar alamaz. Her hafta yenilenen ateşkes ilanları, her ay duyurulan sözde anlaşmalar, aslında sahadaki askeri sıkışmışlığın bir sonucudur.
Bu halk açlıktan değil; halkın sırtından servet biriktirenlerin, çocukları ideolojik laboratuvarlarda harcayanların doymak bilmez iştahından kırılıyor. Eğer bu “entegrasyon” bir kez daha Kandil’in sabotajına kurban giderse, faturayı yine o yoksul Kürt annesi, o ilaçsız kalan yaşlı ve o umutsuz genç ödeyecek.
Artık vakit, kağıt üzerindeki maddelere inanma vakti değil; sahadaki icraatı ve 14 yıllık petrol parasının hesabını sorma vaktidir. Suriye’nin geleceği tugay sayılarında değil, terörün tasfiyesinde ve halkın çalınan kaynaklarının geri iadesinde yatmaktadır.
YORUMLAR