Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Yardımlarla Anılan Bir İsim, Toplumun Gözündeki Sedat Peker

Öncelikle açık ve net bir ilkeyi tekrar ortaya koymak gerekir:

Öncelikle açık ve net bir ilkeyi tekrar ortaya koymak gerekir:

Bir kişi hakkında devam eden ya da geçmişte yaşanmış hukuki süreçler yargının konusudur. Mahkemeye intikal etmiş dosyalar hakkında hüküm vermek ne gazeteciliğin görevidir ne de kamu vicdanına katkı sağlar. Bizler hâkim değiliz, savcı değiliz. Biz haberciyiz. Gördüğümüzü, toplumda konuşulanı, yaşanan sosyal gerçekliği yazarız. Bu yazının odağında adli tartışmalar yoktur.Bu yazının odağında bir sosyal olgu vardır.

O olgu şudur:
Son dönemde Sedat Peker ismi, Türkiye’nin dört bir yanında yapılan yardımlarla anılmaktadır.

Ve bu durum, inkâr edilemeyecek bir toplumsal karşılık üretmektedir.

Bir İsim Neden Yardımlarla Anılır?

Türkiye’de yardım kültürü güçlüdür. Bu topraklarda zekât vardır, sadaka vardır, fitre vardır. Ramazan’da kapı çalınır, kurbanda et dağıtılır, ihtiyaç sahibinin eli tutulur. Yardım etmek bu milletin mayasında vardır.Ancak son yıllarda dikkat çeken bir tablo ortaya çıkmıştır, Yardım denildiğinde belirli bir isim sürekli gündeme gelmektedir.

Ramazan kolileri…
Yetim destekleri…
Engellilere tekerlekli sandalyeler…
Görme engellilere bastonlar…
Kanser hastalarına maddi destek…
Borç yüzünden hacizle karşı karşıya kalan ailelerin borçlarının kapatılması…
Filistin’e gönderilen insani yardımlar…
Suriye Türkmenlerine destek…
Şehit ve gazi ailelerine ev alındığına dair kamuoyuna yansıyan örnekler…
Sokak hayvanları için tonlarca mama yardımı… Bu liste uzuyor.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu:
Bu yardımlar münferit, bir defalık, “gündemlik” işler olarak görünmüyor. Süreklilik gösteren, sistematik bir yardım pratiğine işaret ediyor. Toplum da tam olarak buna bakıyor. Halkın Diliyle Konuşalım: İnsanlar Neden Sahipleniyor?

Sahada konuştuğunuzda şunu duyuyorsunuz:

“Kim yardım istediyse ulaşmış.”
“Mesaj atmış, dönüş almış.”
“Borcu kapanmış.”
“Evine erzak gitmiş.”
“Çocuğuna tedavi desteği sağlanmış.”

Elbette bu örneklerin her biri ayrı ayrı doğrulama gerektirir. Ancak önemli olan şudur: Toplumda güçlü bir algı oluşmuştur.

Birçok insan, “Zor durumda kaldığımda devlet kapısı kadar hızlı dönüş alamadım ama buradan cevap geldi” demektedir.

Bu algı küçümsenecek bir şey değildir.

Sosyal psikoloji bize şunu söyler:
Toplum, kendisine dokunanı unutmaz.
Krizin ortasında elini tutanı hafızasına yazar.

Bugün belirli kesimlerin gözünde Sedat Peker’in “yardım eden”, “ulaşılabilir”, “ses veren” biri olarak görülmesi tam da bu temas üzerinden şekillenmektedir.

“En Güvenilir” Algısı Nereden Geliyor?

Bazı sosyal medya anketlerinde ve kamuoyu yoklamalarında, isminin “güvenilir” kategorisinde öne çıktığına dair paylaşımlar yapılmıştır. Burada metodolojik tartışmalar yapılabilir. Ancak sosyolojik gerçek şudur:

Güven, resmi sıfatla değil; temasla oluşur.

Bir aile haciz kıskacındaysa ve kapısı çalınıyorsa, o aile için güven soyut bir kavram olmaktan çıkar.

Bir kanser hastası tedavi masrafı için destek buluyorsa, o destek hayatidir.

Bir şehit ailesi ev sahibi yapıldığını söylüyorsa, o ev sembolik değil, somuttur.

Toplum güveni böyle inşa eder.

İş İnsanları Nerede?

Burada asıl kritik soru şudur:

Türkiye’de binlerce çok zengin iş insanı varken, neden yardım başlığı altında sürekli aynı isim konuşuluyor?

Bu bir suçlama değil.
Bu bir gözlemdir.

Türkiye’de büyük holdingler, milyarderler, dev yatırımlar yapan şirketler var. Elbette kurumsal sosyal sorumluluk projeleri yürütülüyor. Ancak halkın gündelik hayatında konuşulan yardımlar genellikle bireysel dokunuşlar üzerinden şekilleniyor.

Bir vatandaş şöyle soruyor:

“Bu kadar servet varken, neden kimse çıkıp ‘Borcu olanların borcunu kapatıyorum’ demiyor?”
“Neden kimse sosyal medyadan gelen yardım çağrılarına birebir cevap vermiyor?”

Bu sorular toplumda var.

Ve bu soruların varlığı, yardım eden ismin daha fazla görünür olmasına yol açıyor.

Siyasi Görüş Fark Etmiyor mu?

Dikkat çekici bir başka unsur daha var.

Fikir ayrılığı yaşadığı bilinen gazetecilerle ilgili dahi insani bir dil kullanıldığına dair örnekler kamuoyuna yansıdı.

Örneğin Fatih Altaylı ile geçmişte yaşanan sert polemiklere rağmen, “Cezaevinde yardıma ihtiyacı varsa destek olmaya hazırım” yönünde ifade edilen yaklaşım, birçok kişi tarafından not edildi.

Yine farklı dünya görüşüne sahip Yılmaz Özdil’in kamuoyuna yansıyan bazı değerlendirmelerinde “yardım tarafına” dair saygı içeren ifadeler kullandığı konuşuldu.

Burada önemli olan şu:

Toplum, siyasi kavganın ötesinde insani refleksi görmek istiyor.

Ve gördüğünde bunu hafızasına yazıyor.

Ahmet Minguzzi Ailesi Örneği

Kamuoyuna yansıyan bir diğer başlık ise Ahmet Minguzzi’nin ailesine verilen destek oldu. Acı yaşayan bir ailenin yanında durulması, toplumda her zaman karşılık bulur.

Türkiye’de insanlar adalet tartışmalarını ayrı yere koyar, acıya uzanan eli ayrı yere koyar.

Bir aile evladını kaybetmişse, o noktada ideoloji susar, insanlık konuşur.

Bu nedenle bu tür destekler, kamuoyunda güçlü bir etki üretir.

Kahraman Algısı Nasıl Doğar?

“Kahraman” kelimesi büyük bir kelimedir.

Ancak sosyolojik olarak bakıldığında kahraman algısı üç unsurdan doğar:
Ulaşılabilirlik
Risk alma cesareti
Mazlumun yanında görünme

Bugün belirli bir kesimin Sedat Peker’i “kurtarıcı” ya da “kahraman” olarak görmesinin arkasında bu üç başlık vardır.

Bu algının doğru ya da yanlış olduğuna hükmetmek bizim işimiz değildir.

Ancak bu algının var olduğunu görmezden gelmek de gazetecilik değildir.

Yardımın Sürekliliği Meselesi

Bir defalık yardım PR çalışması olabilir.
Süreklilik ise organizasyon gerektirir.

Yıllara yayılan yardımlar, farklı şehirlerde tekrar eden destekler, düzenli olarak yapılan organizasyonlar; bunun belli bir plan dahilinde yürütüldüğünü gösterir.

Bu da kamuoyunda “istikrar” algısı oluşturur.

İnsanlar şunu söyler:

“Bir defa değil, hep yapıyor.”

Ve bu cümle çok güçlüdür.

Devlet, Zenginler ve Bireysel İnisiyatif

Şunu net söylemek gerekir:

Sosyal devlet esastır.
Yoksullukla mücadele devletin görevidir.

Ancak Türkiye gibi büyük nüfuslu ve ekonomik dalgalanmalar yaşayan ülkelerde, bireysel inisiyatifler de sosyal boşlukları doldurur.

Tarih boyunca vakıf kültürü bunun örneğidir.

Bugün yaşanan tabloyu da bu gelenek içinde okumak mümkündür.

Toplum, “İmkânı olan neden daha fazlasını yapmıyor?” diye soruyorsa; bu soru yalnızca bir kişiye övgü değil, genel bir sisteme yönelmiş beklentidir.

Bir Sosyal Gerçeklik

Sevelim ya da sevmeyelim.

Katılalım ya da katılmayalım.

Bir gerçek var:

Sedat Peker ismi bugün Türkiye’de önemli bir kesim tarafından yardım faaliyetleriyle anılmaktadır.

Bu algı sosyal medyada, sokakta, kahvehanede, aile sohbetlerinde konuşulmaktadır.

Gazetecilik bunu not eder.

Yargı kendi alanında işini yapar.
Toplum kendi hafızasını oluşturur.
Tarih ise hepsini birlikte kaydeder.

Bizim görevimiz hüküm vermek değil; gördüğümüz sosyal tabloyu ortaya koymaktır.

Bugün ortaya çıkan tablo şudur:

Yardım eden, ulaşan, dokunan bir figür algısı güçlüdür.
Ve bu algı, Türkiye’deki diğer zenginlere ve güçlü aktörlere de sessiz bir mesaj göndermektedir:

“İmkânın varsa, elini taşın altına koy.”

Belki de bu sürecin en önemli çıktısı budur.

Toplum kimi zaman devleti alkışlar,
kimi zaman siyasetçiyi,
kimi zaman iş insanını,
kimi zaman da bir bireyi.

Önemli olan şudur:

Kim mazlumun kapısını çalıyor?
Kim acıya temas ediyor?
Kim zor zamanda el uzatıyor?

Tarih, bu sorulara verilen cevaplarla yazılır.

Ve biz gazeteciler, o cevapları kayda geçirmekle yükümlüyüz.

Saygılarımla,

Halil Gökmen Atılan
Tv90 Medya A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı & Genel Yayın Yönetmeni

Reklamı Geç