Ortadoğu’da bazen asıl hikâye, manşetlerde yazanlardan çok, aynı gün meydana gelen ve ilk bakışta birbiriyle hiçbir ilgisi yokmuş gibi görünen olayların arasında saklıdır.
Bugün Suriye ve İsrail cephesine baktığımızda insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bölgede gerçekten yeni bir düzen mi kuruluyor, yoksa biz birbirinden bağımsız gelişmelerin arasına anlam mı yerleştiriyoruz?
Komplo teorilerinin tam da burada başladığını kabul etmek gerekiyor.
Önce Washington’dan gelen haber…
Amerika Birleşik Devletleri, Suriye’yi “teröre destek veren devletler” listesinden çıkardı. Yaklaşık yarım asırlık bir ‘statünün’ sona ermesi, Şam’ın uluslararası finans sistemine ve yatırım dünyasına yeniden yaklaşabilmesi açısından son derece önemli.
Tam da burada durup düşünelim.
Suriye, yıllardır uluslararası sistemin dışında tutulduktan sonra yeniden sisteme alınırken İsrail, Suriye topraklarında askeri varlığını artırmakla kalmıyor, Savunma Bakanı Israel Katz bugün Golan’ın karşısındaki Hermon bölgesini ziyaret ederek İsrail askerlerinin orada kalacağını söylüyor.
Bir tarafta Şam’ın dünyaya açılması…
Diğer tarafta İsrail’in Suriye’de kalıcı güvenlik kuşağı oluşturması.
Bu iki gelişme gerçekten tesadüf mü?
Asıl ilginç dosya ise Türkiye.
Geçtiğimiz günlerde İsrail’in Suriye’deki Ebu Zuhur hava üssünü vurması, Washington açısından bile soru işaretleri doğurdu. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, saldırının Türkiye’yi Suriye’de daha büyük bir çatışmaya çekebilecek sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. İsrail ise saldırının istihbarata dayandığını savundu.
Şimdi tablo biraz daha ilginç hale geliyor.
İsrail ile Türkiye, Suriye toprakları üzerinde giderek daha fazla karşı karşıya geliyor.
Fakat aynı anda üçüncü bir aktör devreye giriyor: Azerbaycan.
Bugün gelen haberlere göre Bakü, İsrail ile Türkiye arasındaki gerilimin Suriye üzerinden askeri çatışmaya dönüşmemesi için arabuluculuk yapmayı önerdi.
Neden Azerbaycan?
Çünkü Bakü’nün hem Türkiye’yle hem İsrail’le ilişkileri var.
İşte komplo teorisyenlerinin en sevdiği tablo tam olarak budur:
Washington Suriye’yi sisteme geri alıyor.
Türkiye Suriye’de etkisini artırıyor.
İsrail Suriye’nin güneyinde kalıyor.
İsrail ile Türkiye arasında gerilim yükseliyor.
Amerika “dikkat” diyor.
Azerbaycan arabulucu olayım diyor.
Ve bütün bunlar aynı birkaç haftanın içine sığıyor.
Elbette buradan “gizli bir plan var” sonucunu çıkarmak mümkün değil. Devletlerin dış politikası çoğu zaman sandığımızdan daha karmaşıktır. Bazen aynı olay zincirinin içinde birbirinden tamamen bağımsız hesaplar bulunabilir.
Fakat gözden kaçırılmaması gereken başka bir gerçek var:
Suriye artık eski Suriye değil.
Eski rejimin yıkılmasıyla başlayan süreçte Şam yeniden uluslararası sisteme bağlanmaya çalışıyor. Amerika ekonomik ve diplomatik kapıları açıyor. Türkiye Suriye’nin geleceğinde güçlü bir aktör olmak istiyor. İsrail ise kendi güvenlik kuşağını kuzeye doğru tahkim ediyor.
Dolayısıyla mesele artık yalnızca “İsrail-Suriye” meselesi değil.
Ortada Türkiye’nin, ABD’nin, İsrail’in, Azerbaycan’ın ve yeni Şam yönetiminin aynı satranç tahtasında farklı hamleler yaptığı yeni bir Ortadoğu düzeni var.
Belki de bugün sorulması gereken soru “Burada komplo var mı?” değil.
Daha basit ve daha tehlikeli bir soru:
Bu yeni düzeni kim kuruyor ve Suriye’nin geleceğini kim belirliyor?
Çünkü tarihte büyük değişimler çoğu zaman tek bir büyük olayla değil, birbirinden bağımsız görünen küçük hamlelerin üst üste gelmesiyle anlaşılır.
Ve bugün Ortadoğu’da taşlar gerçek anlamda yer değiştiriyor.
YAKUPHAN OKUT

YORUMLAR