Türkiye’nin önündeki en önemli meselelerden biri artık yalnızca ekonomik büyüme, enflasyon ya da işsizlik değil. Bunların tamamının geleceğini doğrudan etkileyecek başka bir mesele daha var: Nüfusumuzun geleceği.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin kamuoyuna sunduğu “Türkiye’nin Nüfus Vizyonu” raporunda gündeme getirilen 11 maddelik politika paketi, tam da bu nedenle önemsenmeli ve tartışılmalıdır. Raporda üç ve daha fazla çocuk sahibi ailelere sıfır faizli ve uzun vadeli konut ve taşıt kredisi, faturalarda yüzde 50 indirim, gelir vergisinde avantaj, eğitim ve gıda desteği gibi kapsamlı öneriler yer alıyor.
Bence burada asıl konuşmamız gereken soru şudur:
Türkiye çocuk sahibi olan aileleri gerçekten ne kadar destekliyor?
Bugün bir ailenin çocuk sahibi olması yalnızca bez, mama veya okul masrafından ibaret değil. Daha büyük bir ev ihtiyacı var. Ulaşım masrafı artıyor. Eğitim giderleri artıyor. Faturalar yükseliyor. Anne ve babanın çalışma hayatını yeniden düzenlemesi gerekiyor.
Dolayısıyla “Çocuk yapın” demek tek başına bir nüfus politikası değildir.
Eğer devlet daha fazla çocuk sahibi olunmasını istiyorsa, bunun ekonomik ve sosyal karşılığını da ortaya koymalıdır.
İşte bu noktada üç ve daha fazla çocuklu ailelere yönelik öneriler önemli hale geliyor.
Çok çocuklu aile cezalandırılmamalı, desteklenmeli
Bir ailenin üç çocuk sahibi olması, aynı zamanda daha fazla eğitim, daha fazla gıda, daha büyük konut ve daha yüksek ulaşım gideri anlamına geliyor.
Devletin burada yapabileceği en önemli şey, çocuk sayısı arttıkça ailenin üzerindeki ekonomik yükü azaltmaktır.
Sıfır faizli ve uzun vadeli konut kredisi önerisi bu açıdan yalnızca bir kredi desteği olarak görülmemeli.
Bu, “Çocuklu ailelerin daha iyi şartlarda yaşayabilmesi için devlet yanınızda” mesajıdır.
Aynı şekilde elektrik, doğal gaz, su ve internet faturalarında indirim yapılması da doğrudan ailenin aylık bütçesine nefes aldırabilecek bir uygulamadır. Raporda üç ve daha fazla çocuklu aileler için bu hizmetlerde yüzde 50 indirim öneriliyor.
Çocuk geleceğin meselesidir
Bir ülkenin çocukları yalnızca o ülkenin bugünü değildir.
Onlar yarının iş gücü, bilim insanı, öğretmeni, mühendisi, doktoru, girişimcisi ve yöneticisidir.
Bugün dünyada birçok gelişmiş ülke yaşlanan nüfusla mücadele ediyor. Türkiye’nin de nüfus yapısındaki değişimi görmezden gelmesi mümkün değil.
Bu nedenle nüfus politikasına “kaç çocuk doğacak?” şeklinde dar bir pencereden bakmak yerine, “Çocuk sahibi olan aile nasıl daha güçlü hale getirilir?” sorusuna odaklanmak gerekiyor.
Çünkü güçlü aile, güçlü toplumun temelidir.
Anneye verilen destek, aslında çocuğa verilen destektir
Raporda anneler için daha uzun ücretli doğum izni, esnek ve uzaktan çalışma imkanlarının yaygınlaştırılması ve annelerin emeklilik şartlarının çocuk sayısına göre kolaylaştırılması gibi öneriler de bulunuyor.
Bunlar üzerinde özellikle durulması gerekiyor.
Çünkü günümüzde birçok kadın için çocuk sahibi olmak yalnızca ekonomik bir karar değil, aynı zamanda kariyer ile aile arasında seçim yapma korkusudur.
Bir kadın “Çocuğum olursa işimi kaybeder miyim?” diye düşünüyorsa, burada yalnızca aileyi değil, çalışma hayatını da ilgilendiren bir problem vardır.
Devletin görevi kadını çalışma hayatından uzaklaştırmak değil; anne olduğunda da güçlü biçimde çalışma hayatında kalabilmesini sağlamaktır.
Destek sadece üçüncü çocuğu beklememeli
Burada bir noktayı da açıkça söylemek gerekiyor:
Üç çocuklu ailelere yönelik güçlü destekler çok değerli olabilir. Ancak nüfus politikasının yalnızca üçüncü çocuktan sonra başlaması yeterli değildir.
İlk çocuğu düşünen genç çiftin de desteklenmesi gerekir.
Çünkü bugün birçok genç için mesele “Üçüncü çocuğu yapabilir miyim?” sorusundan önce, “İlk çocuğum olduğunda hayatım nasıl değişecek?” sorusudur.
Bu nedenle konut, kreş, eğitim, doğum izni, vergi indirimi, çocuk yardımı ve çalışma hayatına ilişkin desteklerin bir bütün halinde düşünülmesi gerekir.
Sözden uygulamaya geçme zamanı
MHP’nin ortaya koyduğu bu öneriler bugün itibarıyla bir kanun değil, bir politika önerisi niteliğinde. Dolayısıyla bundan sonraki aşama çok daha önemli.
Bu fikirler Meclis’te, hükümette, ekonomi yönetiminde ve toplumun tamamında ciddi biçimde tartışılmalı.
Maliyeti hesaplanmalı.
Kimlerin yararlanacağı netleştirilmeli.
Kötüye kullanmanın önüne geçilmeli.
Ve uygulanabilir olan öneriler hayata geçirilmelidir.
Çünkü nüfus politikası seçimden seçime hatırlanacak bir konu değildir.
Nüfus politikası 20, 30, hatta 50 yıllık bir devlet politikasıdır.
Bugün doğan bir çocuk, yarının Türkiye’sidir.
Bu nedenle çocuk sahibi olan aileye destek vermek bir “yardım” olarak görülmemelidir.
Bu, ülkenin geleceğine yapılan yatırımdır.
Türkiye gerçekten genç, güçlü ve üretken bir nüfus yapısını korumak istiyorsa artık çocuk sahibi olmayı sadece ailelerin omuzlarına bırakmamalıdır.
Devlet de elini taşın altına koymalıdır.
Çünkü mesele yalnızca bugünün ailesinin geçimini kolaylaştırmak değildir.
Mesele, yarının Türkiye’sini kurmaktır.

YORUMLAR