Sokakta, cemiyette veya bir dost meclisinde kardeşlerimizin evlatlarını yanlarında gördüğümüzde, içimizden taşan o tatlı umutla soruyoruz bazen: “Hangi sureleri biliyor bizim küçük?”
Aldığımız cevap ise ne yazık ki çoğu zaman hevesimizi kursağımızda bırakacak kadar basmakalıp, bir o kadar da üzücü: “Daha çok küçük…”
İnsan gerçekten isterse öğretmez mi? Aşkla gayret eden yol bulmaz mı? Küçük dediğimiz o taze beyinler, işittiği her melodiyi, gördüğü her çizgi film karakterini hafızasına nakış nakış işlerken; ninni niyetine Kur’an tilaveti dinleyerek uyuyamazlar mıydı? Oysa henüz anne karnındayken başlardı o mukaddes bağ. İlk kelimelerini hecelerken, oyun oynarken, koşup oynarken araya serpiştirilen bir ayet, bir dua evladın ruhuna sirayet edemez miydi? Bal gibi de ederdi.
Aynı ihmalkârlık sırf hafızada, ezberde mi sanıyorsunuz? Oruçta da böyle, namazda da… Büyüyüp serpilmiş, kocaman olmuş çocuklara hâlâ “küçük” yaftası yapıştırıp oruç tutturmuyorlar. “Kıyamadı” diyorlar adına. Sabahın köründe Okul servisinin saatini bir dakika dahi geçirmemek için çırpınan bir annenin, evladını fecrin bereketine, sabah namazına kaldırmamasına “şefkat” denir mi hiç?
Evladını açlığa dayanamaz diye oruçtan uzak tutmak şefkat değildir. Asıl şefkat; evladının elinden tutup onu cehennem ateşinden koruyabilmektir.
Demek ki sorun çocuklarda değil; biz öğretemiyoruz! Biz yürüyemiyoruz o yolu evlatlarımızla.
Çünkü çok meşgulüz… Yüreklerimiz hep başka telden çalıyor, hatlarımız hep “meşgul” sinyali veriyor! Dünyanın geçici telaişine, koşturmacasına ayıracak saatlerimiz çok ama can tanelerimize, göz aydınlıklarımıza ayıracak tek bir nitelikli dakikamız yok. Sonra ne mi oluyor? Yıllar su gibi akıp geçiyor. Çocuklar büyüyüp de karşımıza bizim imzamızı taşımayan, yabancılaşmış durumlarla çıktıklarında ellerimizi dizlerimize vuruyoruz: “Bu çocuk neden böyle oldu, nerede hata yaptık?”
Hata, “daha küçük” dediğimiz o ilk adımlardaydı.
Çocuklarımız bize bu dünyadaki en kıymetli, en nazenin emanetlerdir. Yarın o büyük divanda, her birinin hesabı teker teker sorulacak. Zaman aleyhimize işlemeden, yüreğimizdeki o eski, samimi terbiye sevdasına dönmek zorundayız.
Ya Rabbi! Bizleri, evlat emanetine layıkıyla sahip çıkan ve emanette emin olan kullarından eyle…
#EvlatEmanettir #BilinçliAile

Kaleminize sağlık harika bir anlatım olmuş.